Skip to content

doremusic

Sürmene Kaymakamı Türkiye’nin El Sistema’sını ilçesinde yaratmayı başardı

Kasım 30, 2011 - Kültür-Sanat

Sürmene Kaymakamı Dr. Mustafa Özarslan, ilçesinde gerçekleştirdiği müzik eğitimi atağıyla, Sürmene ve çevresinin geleceğini değiştiriyor. Sosyoloji öğrenimli, iki yüksek lisanslı ve doktoralı kaymakam ile Sürmene’de uygulamayı başardığı sistem üzerine görüştük. 

Sürmene’ye özgü projelerinizde, ilçe genelinde dikkatinizi çeken olaylar etkili olmuş. Tek başına vefat eden yaşlıların birkaç gün sonra fark edilmesi, yılsonu gösterisinde öğrencilerin hiçbirinin çalgı çalmaması gibi… Tespit ve hemen ardından çözüm…
Sürmene’ye özgü projelerinizde, ilçe genelinde dikkatinizi çeken olaylar etkili olmuş. Tek başına vefat eden yaşlıların birkaç gün sonra fark edilmesi, yılsonu gösterisinde öğrencilerin hiçbirinin çalgı çalmaması gibi… Tespit ve hemen ardından çözüm…

Kaymakamlık görevi operasyonel ağırlıklıdır. İki ilâ beş yıl arasında ilçe değiştirirsiniz. Bundan dolayı gözlemleme yapıp eyleme geçmek zorundasınız. Bu kısa sürede ilçenin sorunlarına dönük tespit yapıp çözüm yollarını bulup uygulama sonuçlarının “olumlu ve olumsuz etkilerini” görmelisiniz. Ayrıca bu projelerin çıktılarını “bağımsız” kişiler veya kurumlar tarafından değerlendirilmesi gerekir. Biz bütün projelerimizde üniversitenin bilgi gücünden faydalandık. Aksi takdirde kendi hatalarımızı ve eksiklerimizi göremezdik.
“Okulda, Ailede, Sokakta Şiddeti Yok Etme Projesi”, aslında bir müzik eğitim projesi… Çocuklar ile çalgıları nasıl ve hangi kriterlerle tespit ediliyor?
Projemizde kızlarımıza daha çok öncelik verdik. Çünkü “bir erkeği eğitirsek bir bireyi, bir kızımızı eğitirsek bir toplumu eğiteceğimizi” biliyorduk. Toplumsal ve sosyal adalet; yalnızca “gıda – yiyecek – yakacak” gibi yalnızca biyolojik ihtiyaçların asgari ölçüde görülmesi değildir. Aynı zamanda yoksul çocuk ve gençlerin “müzik” gibi araçlarla, duygusal ihtiyaçlarına cevap verilmesi, böylelikle duygusal ihtiyaçlarının asgari ölçüde yerine getirilmesi; sosyal devlet olmanın gereğidir. Bu proje özellikle “müziğe eğilimli yoksul çocuklar açısından” ile ilçemizin sosyal refahı ve sosyal eşitliğinin sağlıklı biçimde sürmesinde çok büyük katkı verecektir. Müzik eğitimi; bireyin davranışında olumlu değişiklikler oluşturma sürecidir. Bu nedenle projemizin katılımcıları, okullarımızda öğrenim gören “müzik yeteneği- istidadı, ilgisi olan bütün sosyal gruplardan oluşan çocuklar ve gençlerden” seçilmiştir.
KADROLU MÜZİK ÖĞRETMENLERİ “RAHATLARINI BOZMADILAR”
Öğretmenleriniz nereden?
Projemizi uygularken, en çok zorlandığımız konu; ilçe merkezinden uzaktaki köy ve beldelerimizdeki çocuklarımıza enstrüman ulaştırmayı sağlayabilmekte iken, bu çocuklarımıza kurs verecek usta müzik eğitmenlerini temin etmek noktasında ortaya çıktı. İlgili yönetmelik gereğince usta öğreticilere verilen ücret, özellikle bu uzak yerler için “memnun edici” değildi. Bu durum ve “uzaklık”, müzik öğreticilerinin iş tekliflerimizi kabul etmemelerine neden olmaktaydı. Bu engeli de 2011 eğitim-öğretim yılında bu tip yerleşim yerlerinde bulunan ilköğretim okullarımıza “ücretli müzik öğretmeni” görevlendirerek ve daha “uzak” okullarımızın öğrencilerine de yerel ve milli çalgımız olan kemençemizi çalabilen usta sanatkârlarımızı görevlendirerek aştık. Üzülerek belirtmeliyiz ki, projenin başlangıcında ilçemiz okullarında görevli ve kadrolu yalnızca üç müzik öğretmeni vardı ve bunlar ilçemizde ikamet etmiyorlardı. Hafta içi ders çıkışlarında ve Cumartesi – Pazar günleri projemizde görev almayı kabul etmediler, “rahatlarını” bozmadılar. Sınavı kazanamayıp da atamayı bekleyen genç müzik öğretmenlerimiz projemizin “imdadına” yetişti. Projenin asıl “kahramanları”, isimleri proje ekibi listesinde yer alan 14 müzik usta eğitmeni ve öğretmenidir.
Çalgılar çocuklara armağan ediliyor. Çalgı çalmanın çocuğa aile ve çevrede saygınlık kazandırmasının faydalarını, bir sosyolog olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu proje özellikle “müziğe eğilimli yoksul çocuklar açısından” kıymetli! İlçemiz sosyal refahına ve sosyal eşitliğine de çok büyük katkı verecektir. İnsanlar doğuştan “iyi”dir. Onları “kötü” yapan yoksulluk kaynaklı kötü koşullardır. Bilimsel açıdan yapılan çalışmalarla insanların ihtiyaçları hiyerarşik olarak belirlenmiştir. Gıda ve giyecek insanların biyolojik olarak temel ihtiyaçlarıdır. Bu ihtiyaçları karşıladıktan sonra güvenli bir ortamda (sağlıklı bir aile kurumu), daha sonra da grup içinde saygın bir birey olmak ihtiyacını hissederler. Bu ihtiyaçları da giderildikten sonra insan, derinliklerinde olan kendi “yaratıcı yeteneklerini” ortaya koymak ister. Eğer bu gerçekleştirilmez ise (yani grup içerisinde saygın bir yer ve yeteneklerini ortaya koyamama durumu ortaya çıkarsa) toplum; gençlerimizin şiddet, öfke, saldırganlık, stres, depresyon gibi psikolojik sorunlarıyla mücadele etmek zorunda kalacaktır. Projemiz Sürmenemiz’in bu sorunlarla karşılaşmaması anlayışıyla proaktif (sorunlar daha ortaya çıkmadan çözüm bulma yöntemi) bir yaklaşım içermektedir.
Eşiniz Beray Hanım’ın eğitimci olmasının bu projelerinize katkısı var mıdır?
Doğrudur. Özellikle ilköğretim okullarımıza yönelik Mükemmel Sınıflar Projesi’nin yönlendirilmesinde sınıf öğretmeni olarak eşimin çok büyük katkısı oldu. (Kendisine buradan çok teşekkür ediyorum.)
Brecht’in Bay Keuner’ine gelen bir felsefe profesörü, ona kendi bilgeliğini anlatır. Bir süre sonra Bay Keuner, ona şöyle der: “Sen rahatsız oturuyorsun, rahatsız konuşuyorsun, rahatsız düşünüyorsun”Sınıf ortamında siz de çocukların rahat oturup, rahat konuşup, rahat düşünmeleri için bir proje geliştirdiniz. Laminant parkeli yerler, ses geçirmez alçı duvarlar, zevkli dolaplar, teknolojik altyapılı ve öğrencileri sıkışmadan farklı biçimlerde oturtabilecek düzenli sınıflar, yani “Mükemmel Sınıflar Projesi” geliştirdiniz ve il birincisi oldunuz!
Kamu kaynağı olmaksızın, gönüllü bir katılımla “eski geleneksel dersliklerimizi” mükemmele dönüştürmek çıkış noktamızdı. 12 ilköğretim okulumuzun 145 dersliğinin 117’sini estetik açıdan yeniden düzenledik. Her sınıfa internet bağlantılı masaüstü bilgisayar, projeksiyon ve projeksiyon perdesi yerleştirdik. Bunun için tamamı gönüllülük esasına dayalı olarak 979.500,00 TL harcadık. Dersliklerimizi sadece duvarla çevrili “oda” olarak düşünmüyoruz. Evimizin ve ofisimizin fiziksel yapısını(özellikle duvar renklerini), mobilyalarını 4-5 yılda bir değiştirirken, çocuklarımızı hala “dedelerimizin, ninelerimizin, babalarımızın, annelerimizin ve kendimizin okuduğu dersliklerde” bırakmak doğru bir anlayış olmazdı. Bu durumu çocuklarımıza yapılan bir haksızlık olarak gördük.
Hasan Tahsin Kırali İlköğretim Okulu’nun 2009 yılsonu etkinliğine, öğrenciler çalgı çalana kadar gitmeme kararı almıştınız. Bir sonraki yıl gittiniz mi?
İlçenin akademik başarısı en iyi olan okullardan birisi olan Hasan Tahsin Kırali İlköğretim Okulu’nun 5. sınıf öğrencilerinin 10 Haziran 2009’daki yılsonu okul bahçesinde gerçekleşecek ve halka açık gecesine İlçe Kaymakamı olarak davet edilmiştim. Okulun koro, şiir, tiyatro ve skeçlerden oluşan gösterilerini izlerken, öğrencilerin oluşturduğu korolara eşlik eden müzik aletlerini çalanların hiçbirisinin çocuk ve öğrenci olmadığı dikkatimi çekti. Enstrüman çalanların (Bir org, bir bağlama, bir kemençe) yetişkin olduğunu gördüm. Bu durumun “normal” kabul edilebilir olmadığının tespitini yaptım. Gece sonunda teşekkür konuşmamı yapmak üzere kürsüye davet edildiğimde; “Çocukların yaptığı faaliyetlerden dolayı yöneticilere, öğretmenlere ve öğrencilere teşekkür ediyorum. Ancak hiçbir öğrencinin enstrüman kullanmaması çok üzücü. Keşke müzik enstrümanlarını kullananlar da buradaki çocuklarımız olsaydı. Gelecek yıl Haziran 2010’da yine bu bahçeye geleceğim. Burada müzik enstrümanı kullanan çocukları da göreceksiniz. Eğer bu hedefe ulaşamaz isek ben de bu şekildeki büyüklerin enstrüman kullandığı hiçbir ilköğretim gecesine katılmayacağım” diye konuşmamı bitirmiştim. Evet! Haziran 2010’da bu okulun etkinliğine katıldım, hayallerim gerçekleşti. Projenin ilk sonuçlarını öğrencilerimizin velileri ile beraber izlemek beni daha da çok duygulandırdı.
HEDEF 500’DEN 1000’E ÇIKTI
İlkokul üçüncü sınıftan lise sona dek, 850 çocuğa ulaştınız. Gitarının ve kemençesinin teli kopana, flütünün güderisi düşene de yardımcı oluyorsunuz.
Proje kitapçığımızın ilk basımında enstrüman öğrenen katılımcı hedef sayımız 500 idi. Bugün itibariyle bu hedefi aşarak 850 rakamını yakaladık. Şimdiki hedefimiz, sponsorlarımızdan temin edeceğimiz enstrümanlar ile 1000 enstrümanı çocuklarımız ve gençlerimizle tanıştırmak.
EL SISTEMA’DAN BİRKAÇ HAFTA  ÖNCE HABERİM OLDU
Venezüella’da 1975 yılında çocuklara “adalet içinde, barış sağlayacak ve müzikle saygınlık kazandıracak” bir sistem geliştirildi: El Sistema… Sürmene’deki projeyi başlatırken El Sistema’dan haberdar mıydınız? Başka bir projeden esinlendiniz mi?
El Sistema’dan Türkiye’deki konserleri basında yer aldığı zaman haberim oldu. Yani birkaç hafta önce… Başka bir projeden de esinlenmedim. Daha önce de belirttiğim gibi bu proje, Haziran 2009’da Hasan Tahsin Kırali İlköğretim Okulu öğrencilerinin yılsonu etkinliğinde çocukların hiçbirinin enstrüman çalamamasının yarattığı “üzüntü” sonucunda doğdu. Çözüm arayışları, projenin çıkış noktasını teşkil etti.
SÜRMENE TİPİ EĞİTİME ANAOKUL DÜZEYİNDE ORFF AÇILIMI 
Talat Orhun ve Zübeyde Hanım ilköğretim okullarındaki çalışmalarınıza bakılırsa, projenizi anaokullarına dek genişletiyorsunuz. Orff eğitimine nasıl karar verdiniz? 
Proje öncesinde düşündüğümüz ancak proje ölçeğini büyütmemek amaçlı başlamadığımız anaokullarında Orff eğitimini; basından haberdar olduğumuz ve Milli Eğitim Bakanlığımız ile ünlü piyanistlerimiz Güher-Süher Pekinel kardeşlerin arasında imzalandığını öğrendiğimiz “Anadolu Müzik Eğitimi İyileştirme Projesi” adı altındaki protokolden sonra başlatmaya karar verdik. Yaptıklarını duymamızla birlikte Pekinel Kardeşler ile iletişime geçtik. İlçemizden iki müzik öğretmenimiz Pekineller’in sponsorluğunda Orff eğitimi aldı. Ayrıca Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zühal Dinçaltun da ilçemiz okul öncesi öğretmelerine ve aynı iki müzik öğretmenimize Orff eğitim semineri verdi. Bu sayede eğitici kadro “hazır” hale geldi. Dokuz ana sınıfımız ve anaokulumuzda “bebelerimize” de Orff eğitim çalgıları temin ettik ve eğitim süreci başladı. Böylece ilköğretim ve ortaöğretimlerde ağırlık verdiğimiz projemize, anaokullarımız – sınıflarımız, ilköğretim 1’inci, 2’inci ve 3’üncü sınıf öğrencilerimiz de Orff eğitimi alarak katılmış oldu, böylelikle projenin sürekliliği de sağlanmış oldu.
Ersin Antep