Skip to content

doremusic

Ana Vidovic sahnede öyküler anlatıyor…

Aralık 6, 2011 - Kültür-Sanat

Günümüzün en çok aranan genç kuşak gitar virtüozları arasında yer alan Ana Vidovic ile Akbank Sanat konseri öncesinde keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. İstanbul seyircisiyle ilk kez biraraya gelecek olan genç gitarist, geçtiğimiz yıllarda, gitar dünyasında büyük öneme sahip olan Albert Augustine (İngiltere), Fernando Sor (İtalya) ve Francisco Tarrega (İspanya) gibi prestijli yarışmalardan birincilik ödülleriyle ayrıldı.

20. yüzyılın ikinci yarısında şekillenen klasik gitar edebiyatına bakacak olursak, mevcut repertuvar ve tekniklerden hareket ederek önemli başarılar elde eden gitaristlerin yanı sıra, o zamana kadar süregelen teknik, repertuvar ve stil gibi bileşenleri altüst edip, kendi geliştirdikleri teknik ve stillere göre çalan gitaristler de olduğunu görüyoruz. Bu anlamda, özellikle, 1970 sonrasında, gitara kendi kişisel görüş ve kültürel birikim dağarcıklarını kazandıran gitarist/bestecilerden söz edebiliriz. Yukarıda sözünü etiğimiz başlıkları göz önünde bulunduracak olursak, siz kendi gitar yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz?Gitardaki çıkış noktalarınızdan, etkilendiğiniz isimlerden ve müzik türlerinden bahseder misiniz?
Tüm hayatım boyunca, çevremde harika müzisyenler olduğu için çok şanslıydım. Babamın elektrogitar ve keman çalmasının yanı sıra, ağabeylerim de birer çalgı çalıyordu. Gitarist olan erkek kardeşim Viktor, muhtemelen, Hırvatistan’daki çocukluk yıllarımın en büyük etki kaynağı. 4-5 yaşındayken gitara başlamamın esas nedeni de kendisi. Saatlerce çalışırdı. Onun yeteneğinden çok etkilendiğimi ve bir de gitarın sıcak sesini iyi hatırlıyorum. Bir şeyler beni bir anda gitara doğru çekmişti. O zamandan beri, başta hocalarım Istvan Romer ve Manuel Barrueco olmak üzere, etkilendiğim birçok isim oldu. Bu isimlerin yanı sıra, Julian Bream ve David Russell’a her zaman hayranlık duydum.

Gitarın en ilginç bulduğum tarafının, sesi olduğunu söyleyebilirim. Çalgının sunmuş olduğu farklı sesler ve olanaklar, hayret edilecek kadar güzel. Önemli olan, tüm bunları keşfedebilmek. 20 yılı aşkın bir zamandır gitar çalıyorum ve her gün, yeni bir şeyler öğreniyorum. Yıllardır, gitarın olağanüstü genişlikteki ses yelpazesini geliştirmeye çalışıyorum. Çello, flüt, keman ve hatta piyano gibi çalgıları çalan müzisyenlerle beraber çalmayı da son derece yardımcı buluyorum. Bu çalgıları çalanlarla çalışmak; ifade, ritim, ses gürlüğü gibi birçok farklı alanda bana çok şey öğretti. Tüm bunlara ek olarak, caz, blues ve rock gibi farklı stillerde çalan çeşitli müzisyenlerden etkilendiğimi söyleyebilirim. En önemli nokta, tamamen farklı müzik türlerini çevrenizde bulundurmak ve bu müzik türlerinin her birinden bir şeyler öğrenmek.

Gitar hocanız Manuel Barrueco çalışmalarında çok titiz bir gitarist olarak tanınıyor. Bir röportajında, bir eseri konserde çalmadan önce bir yıl boyunca hazırlandığını okumuştum. Sizin bu konudaki yaklaşımınız nasıl? Manuel Barrueco ile çalışmak nasıl bir şeydi?
Manuel Barrueco mükemmel bir öğretmen. Evet, çok titiz bir gitarist, kesinlikle haklısın! Onunla Peabody Konservatuvarı’nda müzikalite ve yorumculuk üzerine uzun süre çalışmış olmak benim açımdan çok önemli. Bu süreçte, özellikle, seslendirmiş olduğum eserleri nasıl dinlemem gerektiğini çok daha iyi öğrendim. Bu, daha önce çok fazla özen göstermediğim bir konuydu. Barrueco bu konuda gözlerimi açtı. Aynı zamanda, çalıştığım eserin melodisini söylememi de sıklıkla tavsiye ederdi. Başlangıçta, ne demek istediğini tam olarak anlamadıysam da, şimdi, dediğini yapıyorum. Her zaman, o melodiyi ne şekilde söyleyebileceğimi hayal etmemi öğütler ve sonrasında, o melodiyi gitarda çalmamı isterdi. Bence bu harika bir yaklaşım!

Bir eseri seslendirmeye başlamadan önce, eseri analiz etmek ve onun size ne anlatmaya çalıştığını anlamak; o eserin her bir notası ile bir hikâye anlatabilmek bir diğer önemli nokta. Sonuçta, müzik, sadece kâğıt üzerindeki notalardan oluşmuyor. Her eserin arkasında bir hikâye söz konusu. Her zaman için, müzik ile birlikte anlatılabilecek bir şeyler söz konusu. Yeni bir eseri öğrenmem çok uzun bir süre alabiliyor. Bir eseri sahnede seslendirmeden önce ne kadar çalıştığımı kestirmek biraz zor; ama genellikle, kendimi müzikal anlamda % 200 emin hissetmeden o eseri çalmıyorum. Yani, üzerinde epeyi zaman harcıyorum.

2008 yılında, Akbank Sanat sahnesinde izlediğimiz Amerikalı lavta ustası Hopkinson Smith ile yorumculuk üzerine bir söyleşi gerçekleştirmiştim. O söyleşi sırasında Smith, zamanının büyük kısmını hazırlık yaparak geçirdiğini; çalıştığı repertuvarın teknik ayrıntılarını detaylarıyla analiz ettiğini dile getirmişti. Tüm bunların yanı sıra, röportajımız boyunca, hangi dönemi çalışıyorsa o dönemin şiirine, edebiyatına ve yorumculuğuna tesir edebilecek olan diğer unsurları da göz önünde bulundurduğunu dile getirmişti. Siz çalışma yöntemlerinizden bahseder misiniz? Yeni tandığınız bir besteciye nasıl yaklaşıyorsunuz?
Müzik tarihinde birçok farklı dönemle ilgilendim. Örneğin, uzunca bir dönem, Bach’ın eserlerini severek yorumladım; ama aynı zamanda Rodrigo, Torroba, Piazzolla ve Brouwer gibi isimleri de büyük keyifle çaldım. Bir eser üzerine çok yoğun olarak çalışıyorum. Eserde kimi zaman birçok farklı katman söz konusu olabiliyor. Bazı eserler çok uzun, bazıları ise çok daha kısa bir süre alıyor. Eseri tanımak için onunla birlikte nefes alıp vermelisiniz. Bir eser üzerine çalışırken en ilginç bulduğum nokta, her birinin farklı bir hikâye anlatması. Tabii, bunu keşfetmek ve eserin neyi anlatmak istediğini ortaya çıkarmak, tamamen yorumcuya kalmış bir konu. Ayrıca, besteci hakkında araştırma yapmak, eserin geri planında hangi tarihsel bilginin yer aldığını bilmek son derece önemli. Bazen, gitarımı bir kenara bırakıp saatlerce çalmak istediğim eseri gözden geçiriyorum. O eserle ilgili müzikal anlamda ortaya çıkan düşüncelerimi bir kenara not ettikten sonra bu sürecin sonunda gitarı alıp çalışmaya başlıyorum. Yeni bir eseri içselleştirmeden çalmayı denemiyorum.

Dinlemekten büyük keyif aldığınız klasik müzik albümlerini ve sevdiğiniz bestecileri öğrenebilir miyiz?
Birçok isim sayabilirim. Rodrigo, Brouwer, Torroba, dinlemekten keyif aldığım bestecilerden birkaçı. Özellikle, diğer enstrümanlar için yazılmış eserleri dinliyorum. J.S.Bach’ın deminden beri anlattığım gibi çok özel bir yeri var. Beethoven, Rahmaninof, Çaykovski ve Mozart, beğendiğim diğer besteciler. Sevdiğim kayıtlar arasında, Jacqueline du Pré’nin Elgar’ın Çello Konçertosuna, John Williams’ın Aranjuez kaydını ve David Russell’ın, İspanyol bestecilerini seslendirdiği kayıtlarını sayabilirim. Ayrıca, Paco de Lucia’nın büyük bir hayranı olduğumu belirtmeliyim.

SÖYLEŞİ: SAMİ KISAOĞLU